Sabah 5.50 gibi gözlerimi açıyorum. 15 dakika sonra çalacak alarmın sesini duyarak güne başlamayı istemiyorum. Bir adet battaniye ve yastığımı alarak yere yatıyormuş hissi veren, ahşap kolçakları olan, sözüm ona üç kişilik koltuğa geçiyorum. Geçerken gözlerimi bile tam olarak açmak istemiyorum. Adımlarımı ezberden atıyor, yastığımı ve battaniyeyi ezberden yerleştiriyorum. Yatar yatmaz uykuya dalacağımı biliyorum.
15 dakika sonra çalan alarmın sesiyle uyanıyorum. Alarmın benim olmadığını bilmek rahatlatıyor. Kısa bir süre sonra bu rahatlık geçiyor. Alarm kapanıyor ve bir yenisi çalmaya başlıyor. O kapanıyor bir yenisi daha. Sonra bir yenisi daha. Sonunda aldırmamayı öğreniyorum. Uykuma devam edebiliyorum.
Çalan alarm avukatın. Bugün ofiste o nöbetçi olacakmış. Birinin belgeye ihtiyacı olursa taratacak ya da fotoğrafını çekip karşı tarafa iletecekmiş. Çalışmaya da oradan devam edecekmiş.
Uyandığını fark ediyorum. Her zamanki gibi gürültülü bir şekilde hareket ediyor. Çikolatalı mısır gevreği yediği tabağını masaya koyarken tok bir ses duyuyorum. Uykum aralanıyor. Sonra yine devam ediyorum. Geç kalmamaya çalıştığını biliyorum. Evin içinde sesli bir şekilde hareket ediyor. Ben çıkıyorum, istersen yatağına geç, diyor. Burası iyi, diyorum. Çıkarken salonun kapısını kapatıp çıkıyor. Bu içimdeki üşüme hissini bastırıyor.
Bu sabah kendimi yorgun hissediyorum. Dün gece yatmadan önce oyalandığım için kendime kızıyorum. Şaşırmıyorum böyle olduğuna. Bu akşam yatarken yine oyalanacağımı iyi biliyorum. Kabulleniyorum.

Kahvaltımı çok uzun tutmuyorum. Avukattan kalan 4 bardağa tüm gün bakarak sinirim bozulsun istemiyorum. Onları da yıkıyorum.
Bugün yeni şeyler öğrenme üzerine vakit ayıracağımı tahmin ediyorum. Acil yetişmesi gereken bir işim yok. 9.30’daki görüşmeden sonra işler değişir mi yine de kestiremiyorum. Öncelikle dünden kalan birkaç küçük işim var onu halledeceğim. Toplantıdan sonra ise günlük planımı yeniden gözden geçireceğim.
Yaklaşık bir saat boyunca çalıştıktan sonra mavi logolu mail uygulamasının üzerinde turuncu bir nokta beliriyor. Daha sonrasında bildirim sesi geliyor. Toplantı bir buçuk saat erteleniyor. Bu işime geliyor.
Kalkıp kendime kahve yapmaya karar veriyorum. Sabah çay yaptığım için çay makinesinin içinde su olduğunu biliyorum. Düğmesini aşağıya doğru iterek çalıştırıyorum. Kavanozun içindeki az miktardaki kahveyi french pressin içine boşaltıyorum. Hepsinin düştüğünden emin olmak için birkaç kez sallıyorum. Evde başka ortak kahvemiz var mı diye kontrol ediyorum ama bulamıyorum. Buzdolabının üzerindeki 4 kutudan üstünde adım yazılı olanı almak için uzanıyorum. Yaklaşık 3 ay önce aldığımız yeşil paketli Brezilya kahvesini henüz şimdi açabiliyorum. Karton kutunun içerisinden alüminyum renginde bir kahve paketi çıkıyor. Vakumlandığı için takoz gibi sert, diyorum. Yeşil saplı, ucuz ve tırtırlı bıçakla paketi açıyorum. Tüm sertliği kayboluyor. Çay makinesi kaynatmayı durduruyor. Paketteki kahvenin bir kısmını kendi kahvemi koyduğum kavanozun içerisine dikkatlice boşaltıyorum. Sağa sola dökülen az miktardaki kahveyi üfleyerek yok ediyorum. İki çay kaşığı daha kahveyi french presse ekleyip sıcak suyu french pressin yarısından biraz fazlasına denk gelecek şekilde dolduruyorum. İçi sarı renkli kupamı ve french pressi alıp salona geçiyorum.
Bugün beklediğim gibi yapmam gereken birkaç küçük iş dışında koşuşturmam gerekmiyor. 10.00’da başlayan şirketin doktoru ile olan toplantıya katılıyorum. O sırada babamın vergi dairesine gideceği aklıma geliyor. Toplantıdan çıkıp onu arıyorum. Gitmemesi için bir sebep arıyorum ki ödeme süresinin uzatıldığını görüyorum. İkna süreci bittikten sonra telefonu kapatıyorum.
Bir süredir PowerBI kullanmayı öğrenmekle meşgulüm. Her işim düştüğünde yeni bir özelliğini keşfetmeye çalışıyorum. Yaşadığım problemlerden birisi bilgisayarımda hazırladığım arayüzü paylaşıma açtıktan sonra verilerini güncelleyemiyor olmasıydı. Farklı şeyler hakkında bilgi almaya çalışırken karşıma bir Linkedin kursu çıkıyor. Ona katılıyorum. Aradığım sorunun cevabını orada buluyorum. Bugünkü kazanımlarım arasına hemen giriveriyor.
Bugün evde yalnız olduğum için konuşma ihtiyacı hissediyorum. Akşama doğru doğum gününü kutlamak için meteoroloji mühendisini arıyorum. Pardon metalurji mühendisini.
Günü üniversite ve İKSV ortaklığında yaptığımız bir proje üzerine görüşmek için dersin hocasıyla toplantı yaparak sonlandırıyorum.
Bugün yeni şeyler öğrendiğim faydalı ve keyifli bir gün oldu. Çok uzun süre yalnız çalışmaktan keyif almayacağımı fark ediyorum. Avukat yarın evden çalışacak diye tahmin ediyorum. Her ne kadar iş saatlerinde konuşamasak da evde birinin olması beni rahatlatıyor.
Türkiye’den virüs sebebiyle toplam üç kişinin öldüğünü öğrendim. Dün gece ise vaka sayısının resmi rakamlara göre 191 olduğunu okumuştum. Umarım en az kayıpla bu süreci atlatabiliriz. Kendinize iyi bakın.
Sağlıklı kal, #EvdeKal.
Buraya kadar yazımı okuduğunuz için teşekkür ederim.
Dördüncü gün için hazırladığım yazıyı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Eğer bir önceki gün yazdığım yazıyı okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.
Eğer sizde evde izole kalmak ve birkaç dram filmi izlemek isterseniz buraya tıklayarak 4 tane film tavsiyesi alabilirsiniz.
Ben film değil TED konuşması istiyorum derseniz buraya tıklayabilirsiniz.
Yorum bırakın